• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
İbrahim TÜRKAN
ibrahimbursevi1@gmail.com
Sanal Evrenin Komplikasyonları
28/02/2018

İlim Dergisi 28. Sayı Mart 2018

 


Giriş


   •   Define Adası adlı başyapıtın sahibi, İskoç şair ve romancı Robert Louis Stevenson’ın Dr. Jekyll ile Bay Hyde adında pek çok önemli düşünürün üzerine bir şeyler karaladığı harika bir eseri daha vardır. Eserin başkahramanı Dr. Jekyll çok başarılı bir kimyagerdir. Bu başarısının yanı sıra oldukça dindar ve ahlaklı bir insandır.

   •   Günün birinde benliğinin parçalanmışlığını hisseder. Ona göre şahsiyeti iyi ve kötü olarak ikiye bölünmüştür. İnsanlara iyilik yapan, onları hoş gören ahlaklı Jekyll onun iyi tarafıdır. Bunun yanı sıra ahlaklı Jekyll’ın yıllardır bastırdığı, ona galip geldiği bir de kötü Jekyll vardır. Kötü Jekyll iyi Jekyll’ın yapmış olduğu her hareketin tam tersini yapmak ister. Zayıfları ezmek, canını sıkanları öldürmek, insan gücünün yapabileceği her türlü fuhşiyatı işlemek… Fakat iyi Jekyll’ın kontrolü altında olduğu için bunların hiç birini yapamaz.

   •   Dr. Jekyll içerisindeki bu iki benin çatışmasına bir son vermek ister. Öyle bir şey yapmalıdır ki iyi ve kötü Jekyll ayrı bedenlerde vücut bulmalı ve olabildiğine özgür olmalıdırlar. Bu sebeple üzerinde uzun yıllar çalıştığı kimyasal bir formül hazırlar. Bu formül Dr. Jekyll’ın bedeninde bir metamorfoz etkisi meydana getirerek fiziksel bir değişime sebep olur. Bu fiziksel değişim ve dönüşümün meydana getirdiği yeni beden Jekyll’ın kötü beninin tecessüm etmiş halidir. Bu sebeple dış görünümü olabildiğince mide bulandırıcı, iticidir. Ve bu mide bulandıran kötü Jekyll’ın da yeni bir adı vardır; Bay Hyde.

   •   Dr. Jekyll bu yeni bedeni ile kötü Jekyll’ın tüm aşırı arzularını tatmin etmeye çalışır. Bir gün hesaba katmadığı olasılıklar nedeniyle planları bozulur. Vücudu kullandığı kimyasala bağışıklık kazanır. Tekrar Dr. Jekyll olabilmesi oldukça zorlaşır. Ki kimyasalın en önemli maddesini ülkenin hiçbir ilaç firmasında bulamaz olur. Böylelikle Bay Hyde’ın bedenine hapsolur. Bu da bir parça siyanürün acımasızlığı ile hayatına mal olur. İntihar eder.

   •   Stevenson’un bu yapıtı bugün psikolojide “çoklu kimlik bozukluğu” olarak adlandırılan psikotik rahatsızlığın edebiyattaki güzel bir örneği olarak görülür. Sinemada da bunun çok güzel örnekleri vardır. Mesela 1960 yapımı Alfred Hitchcock’un “Pyscho” adlı şaheseri meşhurdur. Hatta filmin başkarakteri Norman Bates sinema tarihinin en ünlü çoklu kişilik bozukluğuna sahip karakterlerinden birisidir. Bunun yanı sıra 2016 yapımı, yönetmenliğini Night Sylaman’ın yaptığı “Split” adlı film de örnek olarak verilebilir. Filmin ana karakteri Kevin, birinin tümünü kontrol ettiği 23 alt kişiliğe sahiptir.

   •   “Çoklu Kişilik Bozukluğu” diğer adıyla “Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu” kısaca “DKB”. DKB “Dissosiyatif Kimlik Bozuklukları” adlı hastalıklar gurubundandır. Bu hastalığın kendini gösterdiği kişilerde bir tür kimlik yarılması, şahsiyet parçalanması meydana gelir. Ve birbirinden farklı tipte hareketler yapabilme durumu peyda olur.

   •   Yazımızın bu noktasına kadarki amacımız; çoklu kişilik bozukluğunu tanıtmak ve bu psikotik problemin sanat dünyasındaki bildiğimiz birkaç örneği ile girizgâh yapmaktı. Bu uzun sayılabilecek girişten sonra yazımızın asıl konusuna ve bu bölümde vermiş olduğumuz örneklerin yazımızın konusuyla olan ilişkisine geçebiliriz.


Sosyal Medya ve İnfilak Eden Şahsiyetler


   •   Belki biraz aşırı bir iddia olacak ama bugün sosyal medya ile yoğun bir ilişki içerisinde olan kimselerin kısmen çoklu kişilik bozukluğu problemi yaşadıklarını düşünüyorum. Kısmen. Ya da sosyal medyanın çoklu kişilik bozukluğuna benzer bir problem doğurduğunu… Bence dissosiyatif kimlik bozukluğu problemi olan kimseyle sosyal medyanın kanına işlemiş olduğu kimse arasında küçük bir fark var; birincisi istemsizce yani nöral bir virüsün tepkimesi ile farklı kimliklere bürünürken, ikincisi tamamen kendi isteği ile farklı kişilik gömlekleri giyiyor. Farklı maskeler takıyor. Kendini makyajlıyor. Sosyal medya vasıtası ile olamadığı fakat olmak istediği şahsiyetin hırkasını giyiyor. Ve sosyal medya üzerinden tanış olduğu kimselerin yanında o hırkaya bürünüyor. Karşısındakine sosyal medyadaki versiyonunu pazarlıyor.

   •   Böyle bir durum bir şahsiyet parçalanmasına işaret değil midir? Bir tür DKB problemine benzemiyor mu? Yakın bir arkadaşımdan biliyorum. Kendisine bir Facebook sayfası açmıştı. O sayfa üzerinden kendisine yeni bir yüz oluşturmuştu. Öyle pek de takipçisi olmadığı halde garip havalara bürünmüştü. Kendisini bir fenomen gibi görüyor, belki bir yerde bir takipçisi görür diye diken üstünde yürüyordu. Bu örnekle hemen herkes karşılaşmıştır. Bu durum için bir sayfa açmaya da gerek yok. Normal bir sosyal medya hesabı da insan üzerinde böyle bir etki doğurabilir. Bugün sosyal medya Dr. Jekyll’ın farklı bir kimliğine bürünmek için hazırladığı kimyasala benziyor. Bay Hyde’lar, Norman Bates’ler, Kevın’lar yaratıyor.

   •   Bana göre sosyal medyanın en büyük zararlarından birisi budur. İnsanın hayatta yürüyeceği iki yol vardır; biri tanrıya diğeri kendine. Aslında bu çift gibi görünen tek yoldur. Çünkü tanrıya yolculuk kişiyi kendine, kendine yolculuk ise kişiyi tanrıya götürür. Bence sosyal medyayı aşırı kullanan kimseler bu yolun dibine kibrit suyu döküyor. Dinamit lokumu yerleştiriyor. Çünkü sosyal medyayı insanın kendi olmasını engelleyecek, farkındalığın uyuşturucu huzurundan alıkoyacak bir virüs haline getiriyorlar. Yüzleşmeleri ve bulmaları gereken benlerinden bir kaçış yolu olarak kullanıyorlar.


Sosyal Medya ve İmitasyon Münasebetler


   •   İlişki fizik ve metafiziğin birleştiği bereketli toprakta filizlenir. Hem bedensel hem de ruhsal yönü olan çift taraflı bir olgudur. Canlı varlıklar arasında gerçekleşebildiği gibi canlı ve cansız varlıklar arasında da gerçekleşebilir. Varlıkları bir arada tutan soyut bağdır ilişki. İki ben arasındaki çekici titreşim ve etkileşimdir. Varoluşu anlamlandıran en önemli unsurlardan birisidir.

   •   İlişkileri derecelendirecek bir skala yok elbette. Hangi ilişkinin daha gerçekçi, uzun ömürlü ve kıymetli olduğunu; hangi ilişkinin ise yapay ve değersiz olduğunu dışarıdan bakarak tespit edemeyiz. İnsanlar içinde bulundukları ilişkilerin değerini kendi akıl ve içgüdüleri ile değerlendirir ve buna göre hareket ederler.

   •   Bir önceki başlıkta sosyal medyanın insan şahsiyetini olumsuz etkileyebildiğinden; yerine göre yapay bir kişilik üretip, asıl benini bulandırdığından bahsetmiştik. Bu söylem dolaylı olarak bizi yapmacık insan münasebetlerine sürüklüyor. Çünkü yapaylaşan şahsiyetlerden bahsediliyorsa yapaylaşan ilişkilerden bahsetmek gerekir. Ve ilişkilerin yapaylaşması oldukça büyük bir toplumsal sorundur.

   •   İlişkilerimizde kendimiz olabilmek çok önemlidir. Nerede, ne zaman, ne yapacağımızın net oluşu karşı tarafa güven verir. Ve bu güven ilişkiyi kuvvetlendiren kıymetli bir besine benzer. Bu besinin olmaması yani kişinin hareketlerinin bir cetvel tutmaması durumu ilişkiyi zayıflatır. Çürütür.

   •   Canlı bir varlık hem bedensel hem de ruhsal olarak başka bir canlının varlığına muhtaçtır. Mutlaka başka bir canlı ile iletişime, etkileşime geçmek zorundadır. Bu varoluşunun bir gereğidir. Canlılar arasındaki ilişkinin sağlıklı olabilmesi için güven ve gerçekçilik olmazsa olmaz iki unsurdur. Bunların olmaması bir tür yapaylık doğurur. Ve yapaylaşan, soyutlaşan, gerçekliğini kaybeden ilişkiler büyük toplumsal sorunlar meydana getirir. Kimsenin kimseye güvenmediği, konuşulan her şeyin yalan olduğunun düşünüldüğü bir toplum düşünün. Dino Buzzati’nin “Tanrıyı Gören Köpek” adlı hikâyesinde anlattığı, her biri aforoz edilmiş köy halkını örnek olarak verebiliriz.

   •   Sosyal medyanın ilişkilerimize zarar vermemesi, insanlarla münasebetimizi kötü etkilememesi önemlidir. Hayatında mutsuz fakat fotoğraflarda mutlu birinin insanların yanında mutlu rolü yapması bence önemli ve küçük gibi görünen büyük bir problemdir.


Sosyal Medya ve Sosyallik


   •   İnsan sosyal bir canlıdır. Sürekli diğer canlılar ile iletişim ve etkileşim halindedir. Böyle olmalıdır. Mutluluklarını, hüzünlerini diğer insanlarla paylaşmalıdır. Bu onun için bir tesellidir. Varlığını sürdürmesini sağlayacak bir enerji kaynağıdır. Gereksinimdir. Fakat her şeyin bir sınırı olduğu gibi sosyalleşmenin de bir sınırı vardır. Özeli vardır insanın. Olmalıdır. Yoksa bu sınırsızlık insanlar arasında bir lakaytlık, cıvıklık doğurur.

   •   Sosyal medya bugün insan özelinin sınırlarını yok ediyor. Ve bunu yine insan iradesi ile başarıyor. Yani kişi kendi özelini sosyal medya vasıtası ile yine kendisi yok ediyor. Zaten sosyal medyanın tüm zararları insan eliyle gerçekleşiyor. İnsanın sosyal medyayı amacının dışında kullanmasıyla oluşuyor.

   •   Günün hemen her saatini durum ve hikâye olarak paylaşabiliyor. Pek çok zamanını bu durum ve hikâyenin kaç kişi tarafından görülüp, beğenilip, yorumlandığını takip etmekle geçirebiliyor. Bu durum aslında bir tür sevgi ve ilgi gereksiniminin tezahürü olarak da yorumlanabilir. Ama her halükarda insanların özellerini sosyal medya üzerinden bu kadar detaylı teşhir etmeleri hoş bir durum olamaz.


Sosyal Medya ve Eriyen Saatler


   •   Sürrealizm akımının önemli isimlerinden birisi olan İspanyol ressam Salvador Dali’nin “Belleğin Azmi” adında; “Eriyen Saatler” olarak da bilinen bir tablosu vardır. Hatta dahi ressamın en meşhur eseri olarak bilinir.

   •   Tabloda bir masanın üzerinde biten ağacın dalında ve o masanın üzerinde, bir de insan yüzüne benzeyen bir kayanın üstünde eriyen saatler vardır. O tabloya her baktığımda kıymeti bilinemeyen zamanın oldukça güzel bir eleştirel sunumunu görürüm. Her an eriyen ve eridikçe yok olan bir servet… Zaman sonsuz olsa da biz onun bir kısmına, belki 60 belki 70 yıllık küçük bir birimine sahibiz. Ve çalışmadan elde ettiğimiz bu serveti değerlendirmekle mesulüz. Zaman tüm insanlığın sahip olduğu nadir ortak değerlerden birisidir. Kıymeti bilinmesi gerekir.

   •   Sosyal medya ozon tabakasını eriten ultraviyole ışınlarına benzer. Dikkatsiz kullanıldığında zamanı eritir, yok eder. Hemen her sosyal medya kullanıcısı sosyal medyada çok fazla zaman harcadığından şikâyet eder. Hangi Youtuberin ne paylaştığı, kimin nerde kiminle ne yapıyor olduğunun merakı, yüklü bir zaman israfına mal olur. Sosyal medyada zaman cepten düşen altın sikkeler misali düşer ve kaybolur. Bir daha geri dönmez.

   •   Bu zaman israfını sosyal medyanın zararları, bize kaybettirdikleri arasında sayabiliriz. Kimin ne paylaştığı, nerede olduğu, ne yorum ve durum yaptığı ile uğraşmak yerine daha faydalı şeylerle uğraşılabilir. Sürekli akan ve geri dönmeyen zaman daha güzel şeylerle değerlendirilebilir. Spor yapmak, gazete-dergi-kitap karıştırmak,  güzel bir film izlemek gibi aktiviteler zaman harcanılmaya değer şeylerdir mesela.

   •   Yazı boyunca sosyal medyanın zararlarını, bize kaybettirdiklerini incelemeye çalıştık. Bu zarar ve kayıpların sosyal medyanın kendisiyle ilgili değil, onun kullanımı ile ilgili olduğunu bir kez daha belirtelim. Bu zararların yanı sıra sosyal medyanın pek çok yararının olduğunu da söyleyebiliriz. Mesela; sosyal medya insanların mutluluk ve hüzünlerini paylaştıkları, elde ettikleri birikimlerini başkalarına ulaştırdıkları, kimlik kazandıkları, eğlendikleri, rahatça iletişim sağlayabildikleri, bilgi edindikleri güzel bir mecradır. Fakat yerinde ve zamanında kullanıldıktan sonra bu güzellikten faydalanılabilir. Yararlanılabilir. Aksi takdirde sosyal medya kişiliğimizi kemiren bir canavara, zamanımızı emen bir virüse ve hayatımıza zarar veren bir probleme dönüşebilir.



405 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Siirt Medreselerini Geziyorum -3- - 08/07/2019
Yaşayan medreselerde bu sayı Tillo Kuran Kursu (Molla Burhan Medresesi) yer alıyor...
Siirt Medreselerini Geziyorum (2) - 30/04/2019
Memduhiye Kuran Kursu, eski ve bilinen adıyla Şeyh Bedrettin Medresesinin tarihi, eğitim ve müfredat yönü...
Siirt Medreselerini Geziyorum (1) - 25/02/2019
Yaşayan Medreselerde bu kez Siirt'teki iki medreseyi; Hüseyin Basreti ve Basret Kuran kurslarını tanıtacağız
Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezi - 02/01/2019
Yaşayan Medreselerin bu sayı konuğu Burak Kızıldaş hoca, Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezini anlattı
Din Felsefesi Tarihi Üzerine - 01/11/2018
Din felsefesi tarihine giriş denemesi: Sorunlar, dönemler ve kişiler.
Su, Toprak, Hava ve Düşmanları - 22/07/2018
Yaşamın aslî elementlerini nasıl hunharca tükettiğimiz konusu bu yazıda ele alınıyor.
Devlet Adamı, Lakhes, Gorgias - 22/07/2018
Platon Kitaplığının beşinci bölümünde İbrahim Türkan, kadim bilgenin Devlet Adamı, Lakhes ve Gorgias kitaplarını inceliyor.
İbni Haldun, Mukaddime ve İktisat - 05/06/2018
Sosyoloji ilminin kurucusu İbni Haldun'un iktisada ait tespit ve önerileri...
Zweig’le Başbaşa (1) - 05/06/2018
Usta edebiyatçı Stefan Zweig'in kitapları üzerinden kurgusal söyleşiler...
 Devamı