• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Mustafa ALP
mustafamahmutalp@gmail.com
Sosyal Medya ile Yaşamayı Öğrenmek
28/02/2018

İlim Dergisi 28. Sayı Mart 2018


  


  •    Nerede o eski ramazanlar geyiğinden ne kadar bıktımsa, sosyal medya eleştirilerinden de öyle gına geldi. Ucuz ve samimiyetsiz kara çalmalar birçoğu. Sosyal medyanın insanî münasebetleri öldürdüğünden tutun da psikolojik bozukluklara neden oluşuna kadar bir sürü kimsenin kulak asmadığı klişe… Hatırlayın, bisiklete bir zamanlar şeytan arabası deniyordu. Ne oldu şimdi? Türlü lüks taşıtın yanında Peygamber devesi gibi mübarek vasıta olarak kaldı. Televizyon, cep telefonu ve daha nice aslî ihtiyaç gibi kabullendiğimiz gereçler… Öcüydüler, yozlaştırıcıydılar ne oldu? Kocaman kocaman değerlerimiz elden gidiyor lafları, üçüncü sınıf modernite eleştirileri çöp olup gitti. Neticede sosyal medya öncesi dünyaya asla geri dönemeyeceğiz. Tıpkı hayatımızdan bundan böyle pornografi, kredi kartı ve diziler eksik olmayacağı gibi. Bunlar yokmuş gibi değil, bunlarla yaşamayı öğrenerek insan ve kul olacağız. Bunun ötesinde tembellik etmeyecek, yeni gelişen ortamlara göre ahlak kurallarını ve iyinin tanımını yeniden yapacağız.

  •    Amacım elbette tekno-devrimin bütün dayatmalarına teslim olunması değil, sahici teklifler ortaya koymak; eyyamcı yorumlara prim vermemek. Sonuçta her dönemin kendi realitesi var ve geride yatan çeşitli süreçlerle ele alınması gerekiyor. Sosyal medya hangi ihtiyaçtan doğdu? İnsanları sosyal medyaya nasıl kaptırdık? Bunun gibi sorular cevaplanmadan maalesef iletişim uygulamalarının bön seyircisi olmaktan kurtulamayacağız. Yoksa şifahî kültürün ve rahle-i tedrisin öğrenim-öğretim yolu olduğu devirlerde kitap da mesela bir türedi fuzleydi, sahih eğitimi sarsan bir gelişmeydi; fakat bugün kitap okumak ulvi bir değer haline geldi. Biraz daha geriye gidersek, asıl sorunun insanın Rabbinden firkatiyle başlayan ontolojik kopuş olduğunu bile söyleyebiliriz. O hicran yarasından sonra bütün yaşam duraklarında kısa molalarla ebede ilerleyen yolcular değil miyiz enikonu? Daha hangi şey bizim için aslî ve vazgeçilemez olabilir? Uzatmayayım, asıl söylemek istediklerim bunlar değil.


Sosyal medyayı anlamak:

Süreci hazırlayan bir dizi dönüşüm


  •    Şu basit ilkeyi akılda tutarak başlayalım: İyi veya kötü bütün ciddi gelişmeler, belli insanî zaaflardan beslenerek büyür. Söz konusu zaaflar, meşru yollarla tatmin edilmediğinde artık kapitalist üretimcilerin ve piyasa simsarlarının açık hedefi haline gelirler. Sosyal medyayı ele alalım. Konvansiyonel medya, haberleri tekelci ve sansürcü bir mantıkla elinde tuttukça, izleyici kitlenin kendi haberini özgürce paylaşıma açtığı mecralar, yani sosyal medya kaçınılmaz hale geldi. Bugün sosyal medya dediğimizde, herkesin kendi içeriğini kendi kontrol ettiği ve sınırsız kitle portföyüyle temasa geçtiği çok yönlü bir iletişim ağından bahsediyoruz. Klasik medyanın sansasyonu, manipülasyonu burada yok. Bir tarafın aktif olduğu teslimiyetçi pozisyon burada yok. Hız, eş zamanlılık ve geniş katılım söz konusu.

  •    Dahası klasik medya, haberin kişilerinde olduğu kadar haberin konusunda da oldukça seçiciydi. Örneğin ne sıradan bir lise öğrencisi ilginç doğum veya ölüm durumu dışında haber kişisi ne de onun rutin aile pikniğinde çektiği kareler haber konusu olabilirdi. Sosyal medya ile onlar da haber değeri taşımaya başladı. Bundan böyle her şey bir haber, herkes medya patronu; hepimiz ekran ünlüsüyüz. Buraya kadarki kısa izah işin medya ve iletişim kısmıydı. Gelelim asıl bizi ilgilendiren sosyal gerçeklere. Sahiden millet niye sosyal medyaya doldu? Camiler, parklar, sahiller, ormanlar bomboş; velakin Facebook, Twitter, İnstegram tıklım tıklım. Cidden neden?


İnsanları sosyal medyaya nasıl kaptırdık?

a. Özgürlüklerini kısıtladık


  •    İnsanlar gerçek hayatta devlet, toplum, aile, kültür, din ve ahlak kuralları tarafından öylesine kısıtlanıyorlar ki sosyal medyaya özgürlüğün can simidi olarak sarılıyorlar. Özellikle tabiî ve taşkın kişilikleri sık sık yerleşik toplumsal kabullerle çatışan gençler için sosyal medya, alternatif bir yaşam ve eğlence alanına dönüşüyor. Çocukluğundan başlayarak evde, okulda ve işyerinde insana duygu ve isteklerine ket vurması belletiliyor. Neticede bir oto sansür mekanizması geliştiriyor ve toplum içinde çeşitli maskelerle dolaşıyoruz. Kendimiz olabildiğimiz, hissettiklerimizi (ayıp, tehlikeli ve yanlış demeden) özgürce dışavurduğumuz ya da dışavurulan arzulara tanıklık ettiğimiz yerlerin başında sanal âlem geliyor. Günümüz insanı ev-iş arası mesai surlarıyla çevrili yaşamında doğa yürüyüşlerinden yüzmeye, sanat faaliyetlerinden okuma ve tefekküre kaçırdığı ne varsa, onu sosyal medya paylaşımları üzerinden yakalamaya çalışıyor.

  •    İnsanlar sosyal medyada gerçek hayatta olduklarından çok daha özgürler. Bastırdıkları kişilik, bilinçaltına ittikleri arayışlar orada reel hayattan çok daha fazla karşılık buluyor. Bunu övmek ya da yermek için değil, durum tespiti açısından söylüyorum. İnternet bağımlılığının altındaki psiko-sosyal tatmin biraz budur: Sanal da olsa burası bir özgürlük ve kendin olma fırsatı tanıyor kullanıcıya. Diyeceksiniz ki onca lüks tüketime ve refah imkânlarına rağmen dünyada daha nasıl baskıdan söz edebilirsin? Tam aksine tüketim arttıkça tek tipleşme artar. İhtiyaçlar bağımlılıkları, onlar kuralları ve denetimi besler. Sınırsız giyim, yemek, ev eşyası, iş sahası, otomobil seçeneği içinde sınırsız aldatmaya ve psikolojik baskıya maruz kalıyoruz. Bilgi kaynakları zenginleşse de neyi, nasıl ve ne kadar bileceğimiz konvensiyonal medya kaynakları ve popüler kültür imajları üzerinden kulaklarımıza fısıldanıyor. Bütün görüntüleri ayarlayan küresel sistemin gözlükleriyle baktıktan sonra karşımızda nihayetsiz manzaralar olsa ne olmasa ne?

  •    Dolayısıyla gerçek hayatta ne kadar kural ve sınır varsa, sanal ortamlar o kadar cazibeli hale gelecek. Bunun için yeni nesile karşı kuralları minimize eden, yaşamın olgunlaştırmasına izin veren bir yaklaşım benimsemeliyiz. Evde, okulda, sokakta, iş yerinde kendini rahat ifade eden insan, varoluşunu sanal ortamlarda kanıtlamaya daha az ihtiyaç duyar. Bırakalım çocuğumuz, eşimiz ve bir şekilde kontrol ettiğimiz insanlar bize karşı dürüst, açık yürekli olsunlar. Onların olumsuz da olsa istek ve davranışlarına karşı sert bir tutum takınmayalım. Gözümüzün önünde, yani kontrollü şekilde yapılan yanlışlar, sanal dünyada kontrolsüzce yapılmalarından çok daha sağlıklıdır. İnsanları özgür kıldığınızda; mevcut durumlarından daha ötesini gezip görmelerine, okuyup deneyimlemelerine imkân tanıdığınızda, artık zincire de bağlasanız o ekranın karşısında onca zaman hareketsiz durmalarını sağlayamazsınız.

  •    Bu başlığı kapatırken sosyal medyanın ideal özgürlük sağladığını iddia etmediğini belirteyim. Az sonra onun mahremiyet ve kontrol sorununu ele alacağım. Dediğim şey, dışarıdaki yaşama nazaran çok daha serbest ve çok sesli bir platform olduğudur. Geçiyoruz.


b. İlgi ve takdirden mahrum bıraktık


  •    İnsanların sosyal medyaya sağlıksız üşüşmesinin diğer öne çıkan nedeni, ilgi çekme psikolojidir. Bakın sevgiden mahrumiyet demiyorum, ilgiden mahrumiyet. Aradaki ince farkı -kültürümüzün de etkisiyle- ekserimiz ayırt edemiyoruz. Özellikle ailede baba, okulda öğretmen, iş yerinde patron ve camide imam figürü temasta olduğu kişileri pek onure etmez, ilgi ve takdirle karşılamaz. Siyasi yağcılık ve menfaat beklentisi dışında insanları övmek ve gururlarını okşamak milli kültürümüzde göze çarpmaz. Yere düştüğümüzde kulağımızı çekip akıl veren çoktur; lakin bir şey başardığımızda takdirle kucaklayan nice az olur. Buna mukabil sosyal medyada hayalindeki karakteri profil hesabına yansıtan kişi gerçek çevresinden görmediği ilgiyi burada görür, gururu okşanır. Flörtün de muharrik unsuru olan bu ilgi açlığı, sosyal medya bağımlılığını da tetiklemektedir.

  •    Büyüklerin tipik mazereti, küçüklere hayatın gerçeklerini öğretmek istemeleridir. Bunun için kaba davranabilir, ağır konuşabilir ve dayağa başvurabilirler. Bu uğurda örnek şahsiyet olmayı, davranışlarıyla doğru yolu göstermeyi çoğu zaman unuturlar. İşin aslında elimizde sevgiden ve yumuşak üsluptan, duygulara hitap eden yaklaşımdan daha güçlü bir araç yok. Bu evet, şiddete ve kurala göre daha uzun bir eğitim sürecidir; fakat kesinlikle daha kalıcı ve sağlıklıdır. Bizde insanı eğitmek demek, biraz ondaki hisleri köreltmek demektir. Nefsi öldürmek, kibri kırmak, burnunu sürtmek ideal bir şahsiyet olgunlaşmasının yolu olarak algılanır. Farketmeyiz ki insan ne olacaksa, kendinde bulunan olumlu-olumsuz huylarla olacak. Başkalarında bizce hoşa gitmeyen noktalar, ufak rötuşlarla, kök hücreleriyle oynanmadan iyi yola kanalize edilmelidir. Yoksa kamusal alanlarda verilen komutlara uygun hareket eden robotlarla karşılaşırız ki ilk fırsatta bunların sosyal medyanın suni sığınağına kaçmaları işten bile değildir.

  •    Ey anne babalar, ey öğretmenler! Neden o çocuğun yazdığı şiir, beğeni almak için sosyal medya hesabında paylaşılacağı ani beklesin? Neden onun yeni saç stili, onu sizin çeyreğiniz kadar tanımayan arkadaş listesindekiler tarafından övgüyle söz edileceği zamana dek bakışlarınızdan kaçsın? Fiziğiyle ona en yakın kişiler olarak, neden ruhunuzla da ona yakın duranlar olmayasınız? Böylelikle onu başka ortamların ucu açık ağına neden kaptırasınız? Neden çevremizdeki onca güzel söz, davranış ve eser takdirkâr ifadelerimizden nasibini almaz? Aslında başkalarından aynısını beklediğimiz gönül okşayıcı lafların nasılda dilsizleri kesiliriz! Biraz da bunun için kaçıyorlar işte yanımızdan yöremizden; sahiden sanala doğru…

  •    Yüreğimizdeki sevgi kadar sevgi cümleleri olsun dilimizde. İlla sosyal bir aktivite, planlı şeyler yapmamız gerekmez. Birlikte ortak zaman geçirmek bile sevdiklerimize ilgi gösterme biçimidir ve sosyal medyanın zararlı oklarına karşı kalkan işlevi görür. Öyle ya, aynı suskunluğu paylaşamayanlar, aynı dili konuşamazlar. Biraz daha somuta inerek sosyal medyanın artı ve eksilerini ele alalım.


Sosyal medyanın avantajları

a. Erişim imkanı


  •    Klasik medya ya da bilgi kaynaklarının belli kesime ve alana hapsettiği içerik, sosyal medya ile artık tüm insanlığın hizmetinde. Dünyanın herhangi bir yerindeki gelişmeyle alakalı dokümana saniyeler içinde ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Yazının giriş kısmında kısaca değinilen bilgi tekelinin kamuoyu lehine kırılması bu açıdan sevindirici bir gelişme. Bilgi gibi eğitim materyalleri, sanatsal beceriler ve gezegenin coğrafik verileri dileyen herkesin istifadesine açık durumda. Bu farklı gelir, sağlık ve algı düzeyindeki bireylere fırsat eşitliği sağlaması açısından son derece önemli bir imkân. Erişilen bilginin aynı zamanda bizzat ilk elden, sosyal medya kullanıcıları tarafından paylaşılıyor olma ihtimali, güvenilirlik açısından ayrıca önemli. Tabi aynı imkânın bilgi dezenformasyonuna yol açabileceği de bir gerçek.


b. Örgütlenme imkanı


  •    Sosyal medya ikici olarak çok hızlı biçimde kitlesel örgütlenme imkânı sunuyor. Buradaki online paylaşımlar, canlı yayınlar ve amatör çekimlerin sunduğu pratiklik, klasik haberleşme aygıtlarının çok ötesinde takipçileri mobilize edebiliyor, toplu tepkiye kanalize edebiliyor. Sansür burada da sözkonusu kuşkusuz; fakat diğer sivil ya da resmi haber kaynaklarına göre çok daha özgür ve çok katılımlı. Bugün herhangi bir konuyla ilgili duyarlılığınızı, basit bir Facebook, Twitter ya da İnstegram hesabı üzerinden milyonlarca takipçiye ulaştırabilir ve yetkili kurumları harekete geçirebilirsiniz. Özellikle yakın geçmişte, Arap Baharı sürecinde sosyal medyanın kitlesel örgütlenme gücüne yeterince şahit olduk. Bununla birlikte bir önceki maddedeki manipülasyon olasılığı burada da geçerli. Sonuçta söz konusu güç kötü niyetli odakların da amaçlarına hizmet edebilecektir.


Sosyal medyanın dezavantajları

a. Mahremiyet sorunu


  •    Mahremiyet, daha geniş kapsamla özel alan, değerler ve kutsallar konusu, geleceğin en önemli sorunsalları haline gelecek. Şimdiden Avrupa ve Amerika’da sosyal medyada izinsiz fotoğraf paylaşımından ötürü aile üyelerinin birbirlerini mahkemeye verdiği mahremiyet davaları görülmeye başladı. Bir tarafta karı-koca arası özel hallere dek hayatımızın her karesini teşhir ettirmeye amansız heves duyan bir sosyal medya mantığı, diğer taraftan bin yılların insanî mahremiyet ve etik geleneği… Mahremiyet adı üstünde yasak alan, yabancılara kapalı bölge, aşılması tehlikeli çizgi anlamına geliyor. Haram ve hürmetle aynı kökten. İlgi çekici içeriği ve farklı imajları merkezine alan sosyal medya için her kırmızı çizgi, her kutsal alan bir kayıp demektir ve tabiatı itibariyle bunu kabullenmek istemez.

  •    Dahası kullanıcıların daha çok ilgisini çekeceği için mahremiyet ve kutsallık (çarpıtılmış kutsallık!) dozu arttıkça bir gönderinin beğenilme trendi artar. Kısaca ne kadar deformasyon o kadar ilgi, ne kadar çarpık imaj o kadar teveccüh… Konu aynı zamanda derin bir teolojik ve felsefî muhasebe eşiğidir. Örneğin aile yemeği fotosunu kamuoyuyla paylaşıp denizde aile sefası fotosunu, bir sonraki adımda yatakta karı-koca keyfi fotosunu neden paylaşmadığımız sorusuna toplumsal baskı, ayıp olur ve tepki çekmeme şıkları dışında esaslı bir cevap veremezsek, on yıllar sonra hepsini bir güzel kanıksayacağımızdan hiç şüphemiz olmasın; çünkü toplumla ilgili çekindiğimiz tüm kısımları sosyal medya halledecek.


b. Gözetim sorunu


  •    Buraya kadar sık sık sosyal medyanın özgür boyutuna vurgu yapıldı. Dışarıdaki hayata veya yerleşik medya mecralarına göre doğruydu bunlar. Şimdi onun kullanıcılarını gözetleme ve kontrol etme tehlikesine gelelim. Sosyal medyanın hemen bütün uygulamaları takipçilerin gizli bilgi ve mesajlarını datasında saklıyor. Bize ulaşmalarında zorluk çıkardığımızda platformdan hizmet alamıyoruz. Gönderdiğimiz foto ve iletileri biz silsek bile sistemde kayıtlı kaldıklarından kuşku yok. Resmi ya da sivil kurumların gerektiğinde iletişim bilgilerimize ulaşacaklarını onlarca örnek üzerinden görüyoruz. Satılık hesaplar, satılık takipçiler, satılık web prestijleri şahsi bilgilerimizi de ücreti verenin çıkarlarına alabildiğine açık hale getiriyor.

  •    Aslında bugün mahremiyet sorunu kadar yüzleşmiyoruz gözetlenme ve kontrol edilme durumuyla. Bu yüzden dijital gözetlenme tehlikesinin farkında değiliz; fakat birçok şeyin robot teknolojisine, şifrelere ve merkezi kontrol sistemine dönüşeceği istikbalde bir düğme ya da yazılımla nasıl yönlendirilebileceğimizi net olarak göreceğiz. Bugünden durumu anlamak için çuval dolusu paramız olan banka hesabının bir tuşla bloke edilebildiğini, kart şifresini unuttuğumuz ATM önünde nasıl çaresiz kaldığımızı, manyetik devresi bozulduğu için güvenlik alarmına geçip kapıları kitlenen mekânlarda ya da otomobillerde nasıl elimiz kolumuz bağlı beklediğimizi düşünürsek, bundan 100 yıl sonra sosyal medya hesaplarımızı elinde tutanlar üzerinden hayatımıza verilebilecek rahatsızlıkları kestirebiliriz.


Dört maddede sosyal medyanın mantığı


  •    Gelelim işin omurga kısmına: Sosyal medyayı zihin dünyamızda nasıl sağlıklı zemine oturtabiliriz? Sanal dünyanın bön bağımlısı olmadan istediğimiz bilgisel ve ilgisel hizmeti alan sosyal medya kullanıcıları olma noktasında aklıma dört husus geliyor. Liste uzatılabilir tabii.


1. Sosyal medyada ne duvar ör ne evini terk et; köprü kur!


  •    İnternet adı üstünde genel ağ demek; bağlantı, ünsiyet… Başka ifadeyle bizi bir yerden bir yere ulaştıran köprü. Kimi sosyal medya kullanıcıları ilgi alanı ve yakın çevresi dışına duvar örer. Kendini belli dünyayla sınırlar. İnternet ona çok zengin bir saha sunsa da o lokal beğenilerinin ötesini yok sayar. Bu tip kullanıcılar sosyal medyadan ideal istifadeyi sağlayamaz. Orayı adeta parti lokali, cemaat meclisi gibi görür. İnsanın kendi benliğine, kendi evine hapsolması demektir bu. Kimi kullanıcılar ise sosyal medyada büsbütün evini terk edip öteki evlere, başka kimliklere taşınır. Bu tip de sosyal medyada sağlıklı etkileşimi sağlayamaz; çünkü büsbütün benliğini başkalarında eritmiş, kendinin yabancısı olmuştur.

  •    Bunlara karşın yapılması gereken sosyal medyada köprüler kurmaktır. Zaten mevcut olan kendi dünyamızdan başka dünyalara, ilgi alanlarına, değer yargılarına, siyasal ve kültürel anlayışlara… Köprüler hem sühuletle geçişkenlik sağlar hem de nazikçe sınırları hatırlatır. Önce sen ol; ama bil ki senin bir parçan biraz da senin dışında. Hayatta önce manzarayı göreceğin otağını kur ve sonra manzarayı gören diğer pencerelerden bakmayı dene, bakanları dinle. Önce konuşmanı mazur kılacak, sesine gür seda katacak bir acın olsun, bir trajik geçmişin, onca tecrübe… Ardından yine kendi acıların üzerinden başka acıları duymaya çalış, diğer acı çekenlere karşı empati kurmayı dene. Sosyal medyanın benim için varoluş gerekçesi budur: Ben ve benden başkaları, bildiklerim ve ötesi… İkisi birbirinden asla kopmaz.


2. Sosyal medyada bir şey paylaşıldıkça mahremiyet ve kutsallığı azalır


    •    Sosyal medyada paylaştığın her neyse bunun eleştiri, alay ve hakaretle karşılanabileceğini göze almalısın. Dolayısıyla bunları kaldırabileceğin dozda içerik üretmelisin. Örneğin ben 100 tane gönderi arasında ailemle alakalı üç tane görüntü ya paylaşırım ya paylaşmam. Neden? Çünkü onların yer aldığı görsele ilişkin hadsizin birinin küfürlü, alaycı ve aşağılayıcı yorumunu kaldıramam; ne var ki kaldıramadığımı bir şekilde bildirdiğimde hem herkese açık şekilde özel ve hassas görseller yükleyip hem de imkânlarım ölçüsünde koruduğum alanıma ilişkin bir tecavüzde bulunuluyormuş gibi feveran etmek beni kendimle çelişkiye düşürür. Dolayısıyla baştan paylaşımları iki tehlikeye düşmeyecek şekilde yaparım. Bu basit bir örnek tabii. Konu netlik kazansın diye kendimden verdim.

  •    Kutsallar meselesi aynı hassasiyete sahip bana göre. Bakıyorum adam bol methiye mesajıyla birlikte şeyhinin fotosunu paylaşmış. Yorum kısmında birisi o şeyhe veya genel tarikatlara giydiriyor diye demediğini bırakmıyor. İyi de niye millete açtın o zaman? Haksızlık etmeyeyim. Aynı absürtlüğe dikkat çekici makyajlı fotosunu veya mini etekli pozunu paylaşan hanımlar da düşüyor. Konuyu akla ilk gelen meşhur tartışmaya çekmemek için şu kadarıyla yetiniyorum: Sen bu durumda teşhirci olmuyorsun da yorumlarda laf atan biri niye sapık oluyor? Sosyal medyanın bedel istediği nokta burasıdır. Kutsalını ya da mahremini, özelini açtığın kadar kurcalanmasına, ileri geri konuşulmasına göz yummalısın. Her koşulda göz yumman daha büyük bir hata tabii ki! Demek ki böyle bir şeye hiç meydan vermemelisin. Ateistin seni tahrik edercesine tanrısızlığı savunmasına katlanamıyorsan, sen de onu tahrik edercesine tanrıyı savunmayacaksın. Burası sosyal medya, evet.

  •    Zamanında Müslüman Neol Kutlamaz pankartıyla metrobüs duraklarında tebliğ yapmış biri olarak insanları uyarma sorumluluğunu elbette önemsiyorum ve fakat ölçümüz şu olmalı: Bir şeyi sosyal medyada hangi kesinlikte dillendiriyorsan, aynı şiddette gelen karşıt sözlere de öyle göğüs germelisin. Kılıç vurmalı değil bak, göğüs germeli; sakin, nazik ve makul bir izahla. Senin için ne kadar hayati olursa olsun, bir şeyi sosyal medyada paylaşıma açtığın vakit, baştan onun rencide edilecek bir seviyeye inmesini kabullenmişsin demektir.


 3. Sosyal medya mizahsız ciddiyet tanımaz


   •    Sanal âlemin diline ilişkin bir diğer ipucu, samimiyetimize ve ciddiyetimize biraz mizah ve ironi sosu eklememiz gerektiğidir. Paylaşım ve yorumlarımızdaki yalın ciddiyetin eğreti sertlik olarak algılanması an meselesidir. Aynı şekilde mizahsız samimiyetin ucuz duygu sömürü olarak diğer kullanıcılara yansıması büyük olasılıktır; zira insan psikolojisi klavye başında yüz yüze olduğumuzdan daha (cahil) cesaretli, kırıcı sözlü ve soğuktur. Burada mizah ve ironi ile sivrilikleri törpülenmiş, duygusal, doğrudan bir kişi veya kurumu hedef almayan, olumlu, canlı ve eğlenceli bir dili kastediyorum. Örneğin “bizim sokağın kedileri aç. Oysa evlerde yemekten geçilmiyor. Onlara yedirmek bütün sokağın sorumluluğudur” mesajı yerine “dünya tatlısı kedilerin sokağımızda aç aç dolaştığını gördüm. Bizim mahallelinin bu işe kayıtsız kalmayacağını bilirim. Hadi ilk yemek benden!” cümlesi çok daha dikkat çekici ve teşvik edicidir. Sondaki hadi kelimesi bile bütün bir mesaja eğlence ve sempati katmaya yeter.

  •    Yine örneğin “Şifa Hastanesi cerrahi bölümünde acil a rh pozitif kana ihtiyaç vardır. İlgilenenler iks numaradan Recep beyi arasın” yerine “Şifa Hastanesinde şu dakikalar a rh pozitif kana ihtiyacı var sevgili Volkan’ın. Birimiz Recep beyle irtibata geçse süper olur” cümlesi çok daha canlı ve sevimlidir. Meramımın anlaşıldığını düşünüyorum. Sadece yardım çağrıları değil, elden geldiğince tüm iletiler bu sıcak ve esnek üslubu korumalı. Mesela beş yüz defa namaz “müminin miracıdır,” “namazını hakkıyla kılan dinini ayağa kaldırmıştır” gibi mesajlar paylaşsak, şunun kadar etkili olmaz: “İkindi namazından sonra sahile indim. Deniz ne duruyorsun diyor. Atlasam mı?” Böylesi kişisel, hafif ironik ve soft-duygusal bir mesaj inanın çok daha yerindedir. Alt maddede anlatılacağı üzere, düşünceyi olabildiğince gizlemeli sosyal medyada. Duygu ve keyfi öne çıkarmalı. Kompleksle gizlemek değil kuşkusuz; estetikçe, kıymalı mantının enfes lezzeti içinde farketmediğimiz besin değerleri gibi… Lezzet ön planda, oysa amaç ve kalıcı olan besin değeri, yani düşünce ve inanç. Sonra abicim, lap diye nasihat ve buyurgan üslup sosyal medya özelinde modern insan için antipatik bir şey. Haklı nedenleri yok değil. Her hafta başlarımız önümüzde dinlediğimiz resmi ve buyurgan üsluplu hutbelerin verdiği etki ortada!


 4. Sosyal medyada düşünce yok, imaj vardır


   •    Baştan şunu anlamak gerek: Ne sosyal medyanın mantığı ne kullanıcılar yalın düşünceyi sevmez. Burası bir propaganda aracı ya da ego semirtme sahnesi değildir. Günümüzde bunu yapan inanç ya da ideoloji mensupları var elbette; lakin onlar çağ dışı yaşıyorlar. Sağduyulu ve serinkanlı ideal kitlenin dikkatini hiçbir zaman çekmeyecekler. Peki, sosyal medyada hiç mi düşünce ve kanaat yok? İmajlar üzerinden var. Temsiliyet üzerinden; özendirme, dikkat çekme ve ilgi uyandırma yoluyla…

  •    Açık konuşmak gerekirse, biz sosyal medyadan rol çalmaya çalışıyoruz. Modern popüler kültür efekt üzerinde kurulu. Anlık heyecanlanmalar, fevri hisler, köpüğümsü hamaset edebiyatı ciddiye alınıyor. Hızlı bir şekilde ve insanları esir almadan ne yaptın yaptın. Modern kitlenin dikkati hemen dağılır, balık hafızalıdır, sonrasına dair söz vermez, bedel ödemeye pek yanaşmaz. Bunu günümüzün temel mantalitesi açısından söylüyorum. Ana sahne onların. Biz inanç, düşünce ve değerler adına rol çalmaya çalışıyoruz. Bu sebeple meşru ve makul iletişim metotlarını kullanmamız gerekiyor. Yediden yetmişe hepimizi saran popüler kültür, tüketim dalgası vazgeçilemeyecek değerlerimizin olmasından hazzetmez. Ne istediğimizi bilmememizi, sürekli yeni tüketim arayışları içinde olmamızı ve moda rüzgârı nereden eserse oraya göre his geliştirmemizi ister.

  •    Söz konusu hassas noktada sosyal medya kitlesini düşünce ve inancın nisbeten derin yüzüyle hemen muhatap kılmamak gerekiyor. Bir ahlakî tutumu ya da ulvî değeri imajlar üzerinden hap şeklinde muhataplara sunmalıyız. Ne demek istiyorum? Bir alış merkezine gittiğimizde, “şu markadan alın zengin sınıfa terfi edin,” “şu pantolonu şu gömlekle kombine edin, karizmatik erkek görünün”, “şu çantayı alırsanız, filan moda ikonuyla eşitmişsiniz gibi hissedersiniz” minvalinde yönlendirmeler gözünüze çarpmaz. Sadece dev afişler görürsünüz etrafta. Dikkat çekici erkek-kadın mankenlerin etkin şekilde pozlandığı büyük resimler… Satılan ürünler onlar üzerinde sergilenir. Bu çarpıcı imajların gerisinde zenginlik, sosyete, elit sınıf, beden sosyolojisi gibi birçok girift düşünce yer alır; ama tüketiciler doğrudan bu hemen ilgi uyandıran görsellerle muhatap kılınır. Satma işlemi, görsel imajlar üzerinden fazlasıyla gerçekleşir. En önemli husus, siz orada sadece elbise almazsınız. İnanç, düşünce ve eğilim de alırsınız. İlgili marka gömleği giyen kişi, belki farketmeden o markanın temsil ettiği yaşam tarzını da giyinir. Konu uzar, maksat anlaşılmıştır.


Kısa yoldan çıkış kapısı:

Sosyal medyaya bizi daha az sürükleyecek aktif yaşam döngüsü ve dayanışma ruhu


   •    Buraya kadar teknolojik ilerlemeyi, dijital devrimi onaylar tarzda konuştuğumu zannedenler çıkabilir. İşin özünde bırakın sosyal medyayı, elektriğe varana dek modern dünya araç gereçlerine ne kadar muhalif olduğumu bilen bilir. Yaban hayatın, tabiatın yalın yüzünün tanrı inancıyla ve erdemli olmakla kopmaz bağına dair yaptığım sık vurgular kayıt altındadır; ne var ki tüm o saf ve yoz yaşamı öte dünyaya sakladım. Bu fenâ yurdunda artık geri dönemeyiz. Yaşadığımız çağın realitesine meşru uyum, yaşamak istediğimize liyakatin de bir göstergesidir. Bu kısmın başlığına onun için kısa yoldan çıkış ifadesini ekledim. Uzun yoldan çıkış ya da ideal durum bundan böyle mümkün değil. Çağın sağır akışı, değil fertlerden, ülkelerden, tüm dünyadan öte bir itici dalga. Bütün insanlık birleşip “modern öncesi devre geri dönelim” dese yine olmaz.  

  •    Bu bakımdan yazının girişinde belirttiğim gibi, sosyal medyanın geleneksel değerleri çözücü yönüne fazlaca abanmak, ucuz eleştiri gibi geliyor bana. Her halükarda bugünü ıskalıyoruz, sokaktaki yaşam durmuyor. Yeni durumda teklifimiz nedir? Mesele bu. Bana göre sosyal medyasızlıktan bahsetmek abesle iştiğal. Yapılması gereken bağımlı ve sinik kullanıcı olmamak, ekranı sokağın önüne geçirmemek…

  •    İnsan nasıl sosyal medya bağımlısı olur? İnsanları sosyal medyaya nasıl kaptırdık kısmında işaret ettiklerim dışında, fikrimce bunun iki cevabı var: Pasif bir yaşantı ve dayanışma ruhundan uzak çevre… Kişisel hayatımız ne kadar rutine bağlamış, aktivite ve heyecandan uzaksa; üstelik bu kişisel sinikliğimizi tolere edecek bir dayanışma çevresinde yer almıyorsak, sanal dünya bize ilaç gibi gelecektir. Hülasa, kahramanca yaşayan çocuğunuza “dizi-film kahramanlarını izleme saatlerce” demenize gerek kalmaz. Diğer ekranlar gibi sosyal medyanın da kendinden bir sihri yok aslında. Hayatımızdaki boşlukları kullanıyor hepsi. İçimizde küllenen ne varsa ambalajlayıp bize pazarlıyor. 



Paylaş | | Yorum Yaz
553 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İlahiyatçının İnternet Kılavuzu - 02/01/2019
İslami ilimlerde Arapça web kaynakları
Abdullah İbni Mübarek ile konuştum - 01/11/2018
Büyük fakih, muhaddis ve zahid Abdullah İbni Mübarek ile şahsi sözleri üzerinden kurgusal söyleşi.
Şematik Cahiliye Dönemi - 01/11/2018
İslam öncesi Arapların siyasi, kültürel ve sosyal kodları...
Şehirliler İçin Çevre Notları - 21/07/2018
Topraktan kopuşumuzla başlayan çevresizleşme sürecimiz, kendimizden uzaklıkla sonuçlandı.
5 Maddede İktisat Bilinci - 05/06/2018
Ekonomik ilişkilerimizi adalet ve ahlak dengesine oturtacak 5 kural
Kötü Yönetici Nasıl Yetişir? - 19/04/2018
Yöneticinin kendi durumu dışında onu adaletsiz davranmaya adeta zorlayan beş faktör...
Gençliğin İffet Sorunu: Flört ya da 40 Yıl Sonrası İçin Eylem Planı - 05/02/2018
40 yıl sonrası için kaleme alındı bu yazı. İffet, flört, cinsellik ve fuhşa dair burada anlatacaklarım on yıllar sonra ancak toplumsal dikkati celbedecek. Neden bugün değil? Çünkü Türk toplumunun yeni yeni ekonomik ve cinsel bakımdan gözleri açılıyor
Madde Madde Kur’an Nasıl Anlaşılmaz? - 15/12/2017
Bugün ve yoğun olarak gelecek nesiller için Kur’an'ın estetik ya da mistik tatminden öte, somut yaşantımıza faydası dokunması için alternatif Kur'an'ı anlama çabası...
Medine’den Öğrendiklerim - 15/01/2017
İslam’ın sokaklarda söz sahibi olmaya başladığı, Müslümanların toplumsal güce kavuştukları 10 yıllık Medine sürecinden çıkardığım dersler...
 Devamı