• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Emre GÜNDOĞDU
emregundogdu69@gmail.com
Kur’an’ın Anlaşılmasında Arap Kültürünün Önemi
14/02/2018
İlim Dergisi 25. Sayı Kasım 2017

İnsanlık tarihinde kendilerini kabul ettirmiş, asırlar geçmesine rağmen kendilerinden bahsedilen, isimleri anılan kişileri daha iyi anlamak için, onların yetiştikleri ortamı, toplum yapısını iyi tanımak gerekir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'i, onun tebliğ ettiği İslam dinini ve emanet olarak bıraktığı Kur'an'ı daha iyi anlayabilmek için, İslam öncesi Mekke'yi, orada yaşayan toplumun sosyal yapısını ve dini inancını tanımak gerekir. İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem (a.s.), Allah'ın emri üzerine Mekke'de Kâbe’yi inşa etmiş ve İslam dini, onunla yeryüzüne yayılmaya başlamıştır. Son peygamber olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.av.) de Mekke şehrinde doğmuş, büyümüş, kendisine peygamberlik verilmiş ve orada ilk tebliğ mücadelesine başlamıştır.

Kur'an’ın iniş sürecini ele aldığımızda genelde Peygamberimiz Kur’an’dan bir adım önde ilerlemiştir. Şöyle ki Peygamberimiz bir olay karşısında yapması gerekeni uyguluyor. Bu merhaleden sonra da Kur’an onu tasdikliyor veya engelliyor. Peygamberimizin bu davranışlarının o zamanda yaşayan Arapları tatmin edecek şekilde olması gerekir. Dolayısıyla Mekke şehrinin o zamanki sosyal-siyasi yapısını ve dini inancını bilmemiz, Kur'an'ı anlamamız açısından büyük önem arz etmektedir.

Siyasi Konum

Arabistan Asya kıtasının güney-batı ucunda yer alan büyük bir yarımadadır. Genellikle çöllerle kaplı bir alandır. Arabistan'da İslamiyet’ten önce Main, Himyer, Nabati, Gassani gibi birçok devlet kurulmuştur. Fakat İslam’ın yeşerdiği Mekke topraklarında herhangi bir devletin varlığından söz edilemez. Çünkü hicaz bölgesindeki şehirler kendi içlerinden bir lider seçerler ve bir istişare ortamı hazırlarlar. Şehir hakkında herhangi bir karar alınacağı zaman istişare edilir ve en iyi karar alınmaya çalışılır. Nikâh, düğün gibi sosyal hizmetlerin yanı sıra orduların tanzimi ve komutanların tayini bu kişiler tarafından yapılırdı.

Dini Yaşam ve İbadetler

Cahiliyye döneminde evlilik, kızı istemekle başlardı. Mehir kızın ailesine verilirdi. Kız evlendirilirken kızın rızasına bakılmazdı. Kocası ölen veya boşanan kadınlar iddet beklerdi. Boşanmalar üç talak ile yapılırdı.

Yeni doğan çocuğun damağına çiğnenmiş hurma konulması adettendi. Rasûlullah (s.a.v.) Abdullah b. Zübeyr’in doğumunda damağına çiğnem koymuştu. Çocuğun sünnet ettirilmesi ve sütanneye verilmesi adettendi.

Namaz kılmak, gusül abdesti almak ve namaz abdesti almak vardı. Ebu Zer’in (r.a.) İslam’a girmeden önce 3 yıl boyunca namaz kıldığı bilinir. Oruç ibadeti de bilinirdi. Bunlarla beraber zekat, sadaka, sıla-ı rahim, cenaze namazı, kefenleme gibi ibadetler de bilinirdi. Ceza hukuku ile ilgili olarak ise hırsızlığın cezası el kesmeyle, eşkıyalığın cezası idamla olduğu malumdu.

Sosyal ve Ekonomik Hayat

Arapların birçoğu yerleşik şehir düzeni biçiminde yaşarlardı. Göçebe yaşayan Araplara bedevi denirdi. Toplumsal yaşamları kabile örgütlenmesine dayanmıştı. Her kabilenin bir reisi olur ve bu reis onların şehirdeki konumunu belirlerdi. Kabileler arasında rekabet ve kan davaları yaygındı. Çöl yaşamının zorluğu, su kaynaklarının azlığı, yiyecek sıkıntısı bu rekabet ve kavgaların başlıca sebeplerindendir. Kölelik çok yaygındı. Çok eşli evlilikler yaygındı. Talak hakkı erkeğindi. Üç talak ile boşama âdeti de vardı. Erkeğin egemen olduğu bir aile yapısı vardı. Kadınların miras hakkı yoktu.

Arap Yarımadası’nda ekonomiyi genellikle tabiat şartları etkilemiştir. Yarımadada İslam öncesi ekonomi; tarım, hayvancılık ve ticarete dayanıyordu. Tarım genellikle sulak bölgelerde, hayvancılık ise otlağı bol olan bölgelerde yapılıyordu. Hem tarıma hem de hayvancılığa elverişli olmayan bölgelerde ise ticaretle uğraşılıyordu. Mekke, tarım ve hayvancılığa elverişli olmadığı için insanlar ticarete yönelmişti. Ancak Mekke’nin ekonomisi yarımadanın diğer bölgelerinden bağımsız düşünülemezdi. Çünkü Mekke güneyle kuzeyi bağlayan bir kavşak noktasıydı.

Tarımın, geçim kaynakları arasında önemli bir yeri vardı. Fakat tarım yağışa bağlıydı. Bu nedenle düzenli yağış alan Yemen toprakları çok verimliydi. Bu bölgede sulu tarımdan yararlanmak üzere barajlar yapılmıştı. Ayrıca Yemen, buğday üretimiyle de meşhurdu. Yemen’in dışında Taif, Medine, Necit, Hayber ve Basra bölgeleri de tarım yapılabilen önemli yerlerdi.

Hayvancılık, özellikle bedevi Arapların tek serveti ve geçim kaynağı idi. Onların zenginliği sahip oldukları koyun, keçi, sığır ve deve sürüleriyle ölçülürdü. Besledikleri hayvanların et, süt, kıl, yün ve derisinden faydalanırlardı. İhtiyaç fazlasını satarak diğer ihtiyaçlarını karşılarlardı. Yerleşik hayata geçenler, tarım ve ticaretle uğraşmalarına rağmen, kervan taşımacılığı için deve, akınlarda kullanmak üzere at beslerlerdi.

Arapların Toplumsal Yapısı Işığında Kur’an’ın Bazı Hükümleri

Bu bölümde Kur’an’da geçen bazı ayetleri, Arapların sosyal ve kültürel hayatını göz önünde tutarak anlamaya çalışalım.
a)     
 
Çok eşlilik (Teaddüd-i zevcât)

Çok eşlilik İslam öncesi Arap toplumunda oldukça yaygındı. Cahiliye döneminde ve İslam’ın Mekke döneminde gençler arasında tek evlilik yaygındı. Fakat yaş ilerledikçe, kabilesindeki konumu ile endeksli olarak aldığı eş sayısı da artıyordu. Genelde ikinci, üçüncü evlilikler dul kadınlarla yapılırdı. Bu evliliklerin bir kısmı kabileler arasındaki sorunları gidermek için yapılıyordu. Bundan ötürü genç bir kızla yaşlı bir erkeğin evlendiği de oluyordu.  “Eğer yetim kızlar hakkında adâlete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer veya dörder evlenin. Ve eğer adâleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız artık bir zevce ile veya malik olduğunuz cariye ile (iktifa ediniz). Çünkü bu sizin için adâletten sapmamanıza daha yakındır.” (Nisa, 3) Bu ayet her ne kadar bizim örfümüze göre pek yaygın olmasa da Araplar indinde herhangi olumsuz mana içermemektedir.
b)     
Erken evlilik

Arapların diğer bir âdeti de kızların on iki yaşına basmadan evlendirilmesiydi. Nitekim Peygamberimizle nikâhının kıyıldığı sırada Hz. Aişe’nin 6-9 yaşlarında olduğu rivayet edilir. Bu evlilik türü Peygamberimize mahsus değildi. Hz. Ömer’in, Hz. Ali’nin kızı Ümmü Külsüm’le evliliği de bu tür erken evliliklerdendi. Talak suresi 4. ayette geçen “hayız görmemiş kadınlar” ifadesi klasik tefsirlerde ‘çocuk denecek yaşta evlenip dul kalan ve halen adet görme çağına ulaşmamış olan küçükler’ şeklinde izah edilmiştir.[1] Nüzul sebebi olarak, Übey b. Ka’b’ın Peygamberimize hayızdan kesilen, küçük yaşta dul kalan, fakat henüz adet görme çağına ulaşmayan ve bunun dışında hamile olan kadınların iddet süreleri hakkında soru sorduğuna dair bir rivayet nakledilmiştir.[2]
c)     
 
Miras

İslam öncesi Arap toplumunda miras hukuku iki şekilde yapılırdı.  Bunlardan ilki nesep yoluyla yapılan, diğeri ise anlaşma yoluyla yapılan mirastı. Kadın ve çocuklar nesep yoluyla olan miras hakkından mahrumdu. Miras sadece savaşabilecek kadar büyük erkeklere verilirdi. Mekke döneminde hukuki bir ayet inmediği için vasiyet hukuku cahiliyede olduğu gibi uygulanmıştır. Medine dönemine gelindiğinde “Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.” (Nisa,11) ayeti indi. Ayete yalın bir halde baktığımızda kadının hakkının yendiğini düşünsek de Arap kültürünü işin içine dâhil ettiğimizde aslında o dönem için kadına değer verildiğini anlıyoruz.


[1] Zemahşeri, Keşşaf, Talak, 4; Tefsir-i İbn Kesir, Talak, 4

[2] Tefsir-i İbn Kesir, Talak, 4

 



Paylaş | | Yorum Yaz
188 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Seçme Tefsir Kitaplığı - 02/01/2019
Seri olarak kaleme alınacak ilim kitaplığına tefsir ilmiyle başlıyoruz. Bu başlık altında tefsir yazımının farklı türlerinde öne çıkan beş kitabı ele alacağız.
Süje- Üstobje Bağlamında Şirk Psikolojisi - 01/11/2018
Psikolojik tahliller ışığında putperest karakteristiği...
İslam Tarihinde İktisadi Kurumlar - 05/06/2018
Müslümanların tarih boyu geliştirdiği iktisadı kuruluşlar
Rousseau ve Toplum Sözleşmesi - 25/04/2018
Rousseau, Toplum Sözleşmesi kitabıyla monarşiye karşı halk iradesinin üstünlüğünü savunmasıyla 1789 yılında olacak Fransız İhtilali’nin önünü açtı.
Sosyal Medyanın Hiç mi Faydası Yok? - 28/02/2018
Emre Gündoğdu, belki derginin tek optimist tavrını sergileyerek sosyal medyanın olumlu yanlarına, hayatımıza sağladığı katkılara dikkat çekiyor.